Hakkımda
DUA, RUHUN GIDASI, KALBİN NURU, İBADETLERİN ÖZÜDÜR.
DUA, IZDIRAPLARIN, MADDİ VE MANEVİ DERTLERİN ŞİFA KAYNAĞIDIR.
DUA, ÜMİT VE HUZUR MENBAİDİR. YASAMA ASKİNİ DİRİLTEN BİR RAHMETTİR.
DUA, HAYRI ÇEKER, BELA VE ZARARİ DEFEDER.
DUA, İNSANİ BELADAN KORUR, İNMİS VE İNECEK MUSİBETLERE KARSİ BİR KALKANDİR. BELALARİN ETKİSİNİ AZALTİR...
Kategoriler
Bağlantılarım
*
*
*
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
online
|
AŞK NEDİR?
Sevdanın ne olduğunu asla anlayamayacağımı düşünürdüm. Sevmek neydi açıklamak isterdim ama olmazdı yapamazdım. Ve her seferinde sevgiyi anlatmaya çalışıp da beceremeyince öyle bir şeyin olmadığına inanırdım.Her aşık oluşumda şiirler yazardım sevgilime-gerçi ona sevgili denilmezdi çünkü o hep platonik aşk yaşardım. Aşkın somut bir şey olmadığının farkına çocukken varamazdım. Bir insan neden illa birini istesin ki diye düşünürdüm. Hele bir kız eğer kendisini çılgınca seven bir erkek varsa neden başkasını bulmak için uğraşsındı.
Çocukken gördüğüm her güzel kıza aşık olduğumu sanırdım ama sonradan acı bir şekilde öğrenecektim arasındaki farkı. Aşkı sakızlardan çıkan yazılarda tanımaya başlamıştım ve öğrendiğim ilk İngilizce kelime ‘love’ olmuştu. ‘love is...’ diye başlayan bütün cümleleri okumaktı amacım. Yaşıtlarım gibi çıkartma veya araba resmi için değil aşkın ne olduğunu öğrenmek için sakız alırdım. Sonradan pişman olmayacaktım belki ama aşkı yanlış tanıdığımı gözyaşlarımı silerken anlayacaktım.
Aşk vardı elbet artık bunu anlayacak kadar büyümüştüm ve artık gerçek aşklar yaşıyordum. Şiirler yazıyordum geceleri,defterlerimin her tarafına aşık olduğum kişinin adını yazıyordum. Onu görebilmek için sınıf kapısında bekliyordum ve soğuklara aldırmadan her teneffüs sevgilimin gözlerini arıyordum. Aşk neydi belki bunu açıklayamazdım ama soranlara verecek bir cevabım olurdu her zaman aklımın bir yerinde. Yıllardır tanıdığım ve sadece arkadaş olarak gördüğüm kişinin diğer arkadaşları arasında özel bir yer kaplamaya başlamasını hissederdim. Sadece ona şiirler yazardım, onunla ilgili hayaller kurardım geceleri bunalım şarkıları dinlerken. Söylediğim her kelimeyi onun duyacağını düşünerek söylerdim ve saçma sapan yalanlar söylerdim sırf muhabbet olsun diye. Sevgilimin saçları ve gözleri süslerdi şiirlerimi ve sonra yavaşlardı aşkın şiddeti. Aşkı bir dağa tırmanmaya benzetirdim her zaman. Önce hızla tırmanırsın,soluğun kesilmeye başlar,gün geçtikçe üşürsün ve gittikçe yavaşlayarak zirveye varırsın. Sonra farkına bile varmadan yuvarlanırsın oradan,yeni bir dağa tırmanmak için ayakların aşağıya kayar ve işte yeni bir dağ...
Sonra aşkım biterdi-yani öyle hissederdim. Yazdığım şiirleri,karşılıksız mektupları okurdum ve gülerdim. O zamanlar ne kadar aptal olduğumu düşünürdü. Bir zamanlar aşk için ölmeli diyen adam o değildim sanki. Aşkı sıradan bir şey gibi görürdü.m Ta ki bir başka göz büyüleyene kadar onu. O zaman unuturdum her şeyi. Hani yazdığım şiirler kara saçlı kara kaşlı sevgiliye? Yoklar ,yerini çoktan mavi gözlerin derinliğine bırakılmış yazılar alır daha sonra belki de yeşil bir göz kim bilir. Ve tekrar inanmaya başlarım aşk için ölme fikrine. Ve o aşkım da biter öncekiler gibi ve yine sevmeyi unutur ve tekrar sevdalara yelken açar bu böyle sürüp gider.
Ben hep platonik sever. Sever de söyleyemez yazdığım şiirleri kimi zaman okur ama asla ona yazdığımı söyleyemezdim. Her aşık oluşumda mucizeler bekler yani hep o’nu beklerim. Saatlerce fal bakar seviyor mu sevmiyor mu diye ve hep seviyor çıkar-zaten sevmiyor çıksa da inanmazdım. Ama o bu düşüncelere dalıp sabahı getirince ve o’nu başka ellerde görünce içimden kağıtları yırtmak gelir. Ama bir sonraki sefere inanmak için kaldırır bir kenara. Hep şarkılar söyler;öyle sıradan şarkılar değil aşk şarkıları sevgiliye söylenmek istenen aşk şarkıları. Aşkı hep dağa benzetirdim ya, bir dağdan inip ötekine tırmanmaya başlayınca bazen dönüp bakar tırmanmış olduğum dağlara ve ne kadar heybetli olduklarını düşünürdüm. Asla zirvede kalamamış ve hep tırmanacağı en yüksek zirveden inmeyeceğini düşünürdüm. Hayatı boyunca belki de on kez o dağı en büyük dağ sanacak ama her seferinde yanılacak. Ve bir gün ölmeden anlayamayacak hangisi en büyük sevdam,hangisi en güzel aşkım.
Dostlarla paylaşacağım acılarımı, o’nu başka kollarda görmekten gocunmadığımı söyleyecek ama içimde hep aynı şarkı çalacak ‘seni kimler aldı kimler öpüyor seni’ diyecek ebediyen ve o her zaman yalnız aşık rolünü üstlenecek baş rolünü oynadığım bu oyunun. Acı acı söyleyecek kimi zaman rüzgara kimi zamanda kendi tiyatromun senaristi olamayışıma... Ve her seferinde aşkımı başka ellerde görünce balonunu elinden kaçıran bir çocuk gibi ağlayacaktım ve her aşık oluşumda kumdan kaleler yapacaktım ve sonra insafsız aşıklarca yıkılacaktım. O’nu tanıdığımdaysa çok geç olacaktı... |
Tarih: 12:26, 25.11.2007 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
GÜLÜM
Bana , seni sevdi deseler inanmam; sen söylemedin ki be gülüm Sana hiç vazgeçmedi, taptı, uğruna savaştı deseler inanmazsın ki; hiç sormadın be gülüm Ben sensizliğin acısını çektim seni çok sevdim be gülüm Sen bensizliği anlamadın, üzülmedin, süzülmedin bencilsin; Yaşamadın ki gülüm...
Aldattı deyip beni sana ispiyonladılarsa; inan; Sensiz kalmak hele yalnız kalmak zor gülüm Sevmişsen, ayrılmışsan ayrılık insana kor gülüm Benim gözüm severken, mutluyken umutsuzca kör gülüm Ayrılık acısı sevgili, tek taraflı çok zor be gülüm...
Allahtan istediği senli hayattı gönlümün Benim sana vereceğim bir canımdır be gülüm Gülüm dedim anlamadın, içim oldu kördüğüm Ya senli olacak hayat, ya da sensiz yaşanmayacak Önemsiz sensiz ömrüm Duyuyor musun ? GÜLÜM... |
Tarih: 14:55, 11.11.2007 |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
[Bir yaşanıla(maya)nın parantez içleri]
[Bir yaşanıla(maya)nın parantez içleri] Soğuktu hava o zaman da şimdiler gibi ama biz üşümezdik. Karların altındahastalanmaktan korkmadan oyunlar oynardık. Ben en çok saklambaçlarımı severdim,seninse yorulmaz çocuk heveslerin vardı. ama ben öyle yorgundum ki ve senöylesine masumdun. Teleferiklerden yeryüzünü izlemek gibiydi seni sevmek;eğlenceli ve ürkütücü. Yükseklik korkum nüksederdi sana bakarken (ürperirdimaniden; a çocuk ya tutmak isterken sen de benimle düşersen)Evet itiraf ediyorum muzip bir çocuk gibi sevdim seni ve utanıp yenemedikçekendimi seni gönderdim. (Bu yüzdendi; buradaki yanlış benim değil deyişlerinehak verişim. Bilmiyordun ki gönüllü bir yanlış olarak ben yeterince kendiminbile değildim) Acıtmak için sarf edilmemişti sözlerim çocuk bakışların aldanıpda küsmesin istedim. Bu yüzden gitmeni hiç engellemedim. Aslında kalmanı hiçdüşlememiştim.Sonunda seni de ürpertti değil mi, kendime terk edilişlerim? Bu yüzden mi banakendimi ödettin (Gitti gözleri zafer parıltısı çocuk gülüşümü elindetaşıyıp)..... .... Gel diyemezsin şimdi bana; çok zor sevdim kendimi yeniden. Hem gelsemüstünü örtsem ne fark eder; uyandığında yine ben olmayacağım ki. Bu gece sabahakadar seni beklesem ne fark eder; yarınımızda biz yokuz ki. Masallar anlatsamyeniden bize dair ne fark eder; İnanmadığın masallar korkularını savuşturamazki. Hem artik öğrenmelisin; sen de üşürken uyuyabilmeyi benim gibi.(Sorgularınhala bitmedi mi? Anla artık sana dairliğim tükendi)Şimdi dön diyemezsin bana. Sen de biliyorsun açılmamacasına kapandı valizler veduvarlardan söküldü, bir zaman geçmek bilmeyen saatler. Ardında öylesine bir izkaldı sadece, Bir de ikimize rağmen karartılamamış gülümsemeler.Bak son yazısı da belirdi, perdelerdeki ışık dindi. Anladım devam edebilmek içinaffebilmek gerekli her şeyi. Ben affedebildim ikimizi. Hadi sen de affet beni.Kar yağarken başlayamamıştık; kar yağarken bitsin bari. (Tam da şimdi, hadi sonkez öp duvarlarını ve son kez çarp kapıları. Hem bırak artık uyusunlar; yoruldukelimelerimin anlamları)
|
Tarih: 14:46, 11.11.2007 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
SONSUZ BİR AŞKIN HİKAYESİ
Tam karşımdaki masada oturuyordun. Yanındakiler durmaksızın bir şeyler anlatıyorlardı sana. İlgini toplayıp onları dinleyemiyor gibiydin… Gözlerin sağa sola kayıyor, ara sıra şöyle derin bir nefes alıp içini çekiyordun. O gün bambaşkaydın. Bambaşka bir hava esiyordu etrafında. Bambaşka, tarifsiz bir sihirle çepeçevre kuşatılmış gibiydin. İşte o an, gözlerin benden yana çevrildiler. Bakışlarımız buluşup kenetlenmişti. Bu çekim alanından kendimi kurtarmak istiyor ama tutsak gözlerime sözümü geçiremiyordum. Bir hipnoz, bir büyü ya da daha öte bir gizli güç…sonrası sonsuzluk olan… Kiliseden yükselen çan sesi, bir yıldırım düşmesi ya da bir lisenin teneffüs zili, fark eder mi, bir tanesi sonlandırmıştı bu yoğunluğu. Kalkıp ayrı kapılara yönelmiştik. Bizim seçimimizdi farklı yolları seçmek… Bizim seçimimizdi konuşmadan anlaşmak… Böyle olması gerektiğine inanıyorduk. Böyle olmalıydı… Yalana ne gerek!… Buna mecburduk! Belki farklı zamanlarda göz açışımızdan hayata, belki yanlış bir yerde bakışlarımızın kesişmesinden, belki diğerlerinin bizden güçlü olduğunu bilmektendi vuslatsızlık… Düpedüz korkuyorduk. Ondandı benim kekeleyişlerim, ondandı senin her daim mahcup edan… Bağlanmıştık ama günahtı birleşmemiz. Bağlanmıştık ama gölgesi olamıyorduk birbirimizin. Teğet geçiyordu siluetlerimiz. Yasaktı. İmkansızdı. Nasıl ki akreple yelkovan el ele verip uzaklaşamazlarsa bu diyarlardan, mecburiyet varsa, canlarının bir köşesi mızrakla delinmiş ve bağlanmışken birbirlerine, yine de kavuşamıyorlarsa; öyle bir şeydi yaşadığımız… Karanlık gecelerde yalnızca seslerimiz buluşabiliyordu kuytularda, biz refakat edemiyorduk onlara. Ben umudun şarkısını mırıldanıyordum, sen imkansızlığın… Cesur olan bendim galiba. Sen söndürdükçe, ben küllerinden doğuruyordum ümit kıvılcımlarını… Sen yine söndürüyordun sonra onları. Ateşten korkuyordun. Ateşimden korkuyordun! Ortaçağdaki hapishanelerin yahut mahzenlerdeki zindanların duvarlarını süsleyen, görkemli lakin ürkütücü meşalelere benzetiyordun ateşimi. Ateşi içinde hissetmenin, prangalara vurulmak, dahası linç edilmek anlamına geldiğini biliyordun. Oysa prangalara da vurulsak, umudu var edebilirdik doğan yeni günlerde… Sevmenin suç olmadığı, esaret gerektirmediği ülkeleri de yazıyordu kitaplar. Kitaplar ki sayfalarca okuduğum, adındaki harflerin mükemmelliğini ve tılsımını çözmeye çalıştığım yegane kaynakçam… Razıydım ben prangalara da, tutsaklığa da, giyotine de… Ya da bir ömür boyu kaçak hayatı sürmeye razıydım; her daim o diğerlerinin baskısını ve soluğunu hissetmek pahasına omzumda… Kaçsak, belki bulabilirdik cenneti. Belki takip etsek o beyaz kuşları, erebilirdik huzura… Uykusuzluğu, şarkıları, şairin bahsettiği mecburluğu, acı kahveleri, mimozaları, “yeşili” ya da rüyaları paylaşabilirdik, buna benim kadar inansan… Ama yenememiştin bir türlü gelecek kaygısını, gölgelerimizin uymadığını söyleyenlerin sözlerine kulak tıkayamamıştın ve vazgeçememiştin parmaklarını kütürdetmekten… Ben seni hiç özleyememiştim yahut çıldırmıştım özlemekten… Sen, bir elinde uzak diyarlara seyahat belgen –ya da kaçışın, dikildiğin vakit karşıma, fark ettiysen “elveda” dememiştim sana. Çünkü yelkovanla akrep ayrılamazdı birbirinden… Yelkovan uzaklaştığını sana dursun, volta atmaktan ötesini yapamazdı akrebin etrafında. Ve sevgi, geçmişe ışık tutmaktansa, gelecekle ilgilenirdi. Yelkovan bir bunu bilemedi… Oysa akrebin tek istediği, yelkovanın “belki yine gelirim” demeyeceği bir gelecekti… Çünkü yelkovan, er geç gelecekti…
|
Tarih: 14:31, 11.11.2007 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İMKANSIZDIK
Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim...
Ve biliyorum ki o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin...
Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde. Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim...
Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti. Yerle bir olmuştu her şey. Olmazsa olmazlarım; ilkelerim, yargılarım...
Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun. "Belki"lerden, "ihtimal"lerden, "keşke"lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek...
Ben, suretine değil, aslına dokunma ihtimallerinde mutlu oluyordum. Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.
Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi diğer aşklardan çok daha uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, Sana dair yazılanlarda...
Şimdi, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü anlatıyorum...
Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum...
Şimdi ben, dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum… Umut; hep var olacak çünkü...
<****** language=**********>
******** resizeMyView()
{
var width = $('htmMsg').scrollWidth;
var height = $('htmMsg').scrollHeight;
parent.myFrameSize(width+10,height+40);
}
******> |
Tarih: 14:08, 11.11.2007 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|