Hakkımda
DUA, RUHUN GIDASI, KALBİN NURU, İBADETLERİN ÖZÜDÜR.
DUA, IZDIRAPLARIN, MADDİ VE MANEVİ DERTLERİN ŞİFA KAYNAĞIDIR.
DUA, ÜMİT VE HUZUR MENBAİDİR. YASAMA ASKİNİ DİRİLTEN BİR RAHMETTİR.
DUA, HAYRI ÇEKER, BELA VE ZARARİ DEFEDER.
DUA, İNSANİ BELADAN KORUR, İNMİS VE İNECEK MUSİBETLERE KARSİ BİR KALKANDİR. BELALARİN ETKİSİNİ AZALTİR...
Kategoriler
Bağlantılarım
*
*
*
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
online
|
KAYBOLMUŞ BİR YAZI
Beni gör. Senin için başladığım ilk yer burası olabilir.
Varlığımı işaretle. Sana nasıl bakıp nerenle göreceğine dair bir işaret gönderiyorum. Onun için önce gözlerimin içine bak. Orada senin için, hem yola dair izler var ve hem de içime dair yollar..."
Beni gör; Dünyayı seninle birlikte senin içinden görmem, seninle birlikte yeniden başlayabilmem, içime ilmeklenmiş bu eskiden emanet masumsuzluk hissini seninle yenmem, yüzümün kirlerini ellerinle savuşturabilmem lazım. Beni tutarken düşmeden durabilmen, çelmelerime rağmen bana inanman lazım...
Beni duy; Nefesim eksilmeden sana sesimi duyurmam lazım. Yüzümü kaç kez izledin şu aynadaki gölge oyunlarında, kaç kez yalanladım ben geçmişlerimi, kaç kez kucaklayıp öptüm kendimi. Ben her sensizliğimde sendeleyişimde, çocukluğumun kaldırımlarında, düşmemeye hevesli denge oyunlarında oynarken buldum kendimi. Kum saati bu seferlik sözlere kanıp durabilir mi ya da büyüdümse şimdi yıldızları eteğime düşürebilir miyim ki?
Öylesine garip bir yetişememe duygusu kaplamış ki içimi, ben sokup atılamadıkça derinlerimden, susturulamamış kaygılara göz yumdukça, yalnızlığıma yaklaştıkça, gazetelerden harfler kırparak yaşıyorum sanki günlerimi. El yazım kendimden yorgun, kendime yabancı...
Ne zaman bu kadar keskin oldu bu sayfanın beyazlığı? Artık gözlerimde mi yalancı? Yeterince kanatmadım mı kolumdaki çiçek izini? Karalanmış umutlarla doldurduğum omuzlar buruşturup attığım hayatlar yetmedi mi?
Üç kere içtim ben bu sudan, hiçbiri senin kadar duru değildi. Yansıyanıma gülümseyişimden korkup da boz bulanık cümleler kurmasam belki hala benimleydin... Kim bilebilir ki?
Artık geç mi bilmiyorum? Boğulmaktan da korkmuyorum, dudaklarımı çatlatıp yine de gülümsüyorum. Güneşim yakın biliyorum. Korkularımı yeniyorum, gitarımı da kutusuna koydum artık susuyorum...
Dizlerimde tükenmez izleri, adını taşıyorum… Bana geleceğin günü bekliyorum... İnanması zor biliyorum ama yine de saçlarım esse senden biliyorum...
Kimseciğim Seni Çok Seviyorum...
|
Tarih: 21:05, 20.2.2008 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
DÜNYANIN EN GÜZEL VE EN ŞEFKATLİ VARLIKLARIN
Bugün yine seni aradım anne Seni andım. Kulakların çınladımı? Yine yalnızları oynadım Yine ağladım anne ve sen yine yoktun
Haykırışlarıma,yalvarışlarıma rağmeN dumadın bile beni... Saçlarımı okşardın, Üşüdüğümde üstümü örterdin. Nedense hep uyurken öperdin. Kokunu özledim anne NERDESİN?...
Bugün hava çok soğuk Şubat soğuğu... yine yağmur yağıyor ve ben yine üşüyorum... Pencerenin kenarında belki dönersin diye bekliyorum nerdesin anne? Çok üşüyorum gözlerim kulaklarım heryanım seni arıyor anne ama sen yoksun acilardayım anne. Bedenim sanki yarım nerde bir anne kız görsem tutamam gözyaşlarımı ağlarım..
Sensiz olmuyor anne Kanadım kırık Yüreğim buruk. Elma şekeri elinden alınmış çocuk gibiyim Gözyaşlarım pınar oldu Kan damlıyor yüreğimden... Sana şiirler yazdım Türküler ağıtlar yaktım dön diye nerdesin anne? artık bu şehir bu şehir sensiz çekilmiyor anne duy sesimi B en sensiz yapamıyorum. bu kirli dünyada yaşayamıyorum. DÖN NE OLUR!!!
|
Tarih: 12:51, 13.1.2008 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
AŞK NEDİR?
Sevdanın ne olduğunu asla anlayamayacağımı düşünürdüm. Sevmek neydi açıklamak isterdim ama olmazdı yapamazdım. Ve her seferinde sevgiyi anlatmaya çalışıp da beceremeyince öyle bir şeyin olmadığına inanırdım.Her aşık oluşumda şiirler yazardım sevgilime-gerçi ona sevgili denilmezdi çünkü o hep platonik aşk yaşardım. Aşkın somut bir şey olmadığının farkına çocukken varamazdım. Bir insan neden illa birini istesin ki diye düşünürdüm. Hele bir kız eğer kendisini çılgınca seven bir erkek varsa neden başkasını bulmak için uğraşsındı.
Çocukken gördüğüm her güzel kıza aşık olduğumu sanırdım ama sonradan acı bir şekilde öğrenecektim arasındaki farkı. Aşkı sakızlardan çıkan yazılarda tanımaya başlamıştım ve öğrendiğim ilk İngilizce kelime ‘love’ olmuştu. ‘love is...’ diye başlayan bütün cümleleri okumaktı amacım. Yaşıtlarım gibi çıkartma veya araba resmi için değil aşkın ne olduğunu öğrenmek için sakız alırdım. Sonradan pişman olmayacaktım belki ama aşkı yanlış tanıdığımı gözyaşlarımı silerken anlayacaktım.
Aşk vardı elbet artık bunu anlayacak kadar büyümüştüm ve artık gerçek aşklar yaşıyordum. Şiirler yazıyordum geceleri,defterlerimin her tarafına aşık olduğum kişinin adını yazıyordum. Onu görebilmek için sınıf kapısında bekliyordum ve soğuklara aldırmadan her teneffüs sevgilimin gözlerini arıyordum. Aşk neydi belki bunu açıklayamazdım ama soranlara verecek bir cevabım olurdu her zaman aklımın bir yerinde. Yıllardır tanıdığım ve sadece arkadaş olarak gördüğüm kişinin diğer arkadaşları arasında özel bir yer kaplamaya başlamasını hissederdim. Sadece ona şiirler yazardım, onunla ilgili hayaller kurardım geceleri bunalım şarkıları dinlerken. Söylediğim her kelimeyi onun duyacağını düşünerek söylerdim ve saçma sapan yalanlar söylerdim sırf muhabbet olsun diye. Sevgilimin saçları ve gözleri süslerdi şiirlerimi ve sonra yavaşlardı aşkın şiddeti. Aşkı bir dağa tırmanmaya benzetirdim her zaman. Önce hızla tırmanırsın,soluğun kesilmeye başlar,gün geçtikçe üşürsün ve gittikçe yavaşlayarak zirveye varırsın. Sonra farkına bile varmadan yuvarlanırsın oradan,yeni bir dağa tırmanmak için ayakların aşağıya kayar ve işte yeni bir dağ...
Sonra aşkım biterdi-yani öyle hissederdim. Yazdığım şiirleri,karşılıksız mektupları okurdum ve gülerdim. O zamanlar ne kadar aptal olduğumu düşünürdü. Bir zamanlar aşk için ölmeli diyen adam o değildim sanki. Aşkı sıradan bir şey gibi görürdü.m Ta ki bir başka göz büyüleyene kadar onu. O zaman unuturdum her şeyi. Hani yazdığım şiirler kara saçlı kara kaşlı sevgiliye? Yoklar ,yerini çoktan mavi gözlerin derinliğine bırakılmış yazılar alır daha sonra belki de yeşil bir göz kim bilir. Ve tekrar inanmaya başlarım aşk için ölme fikrine. Ve o aşkım da biter öncekiler gibi ve yine sevmeyi unutur ve tekrar sevdalara yelken açar bu böyle sürüp gider.
Ben hep platonik sever. Sever de söyleyemez yazdığım şiirleri kimi zaman okur ama asla ona yazdığımı söyleyemezdim. Her aşık oluşumda mucizeler bekler yani hep o’nu beklerim. Saatlerce fal bakar seviyor mu sevmiyor mu diye ve hep seviyor çıkar-zaten sevmiyor çıksa da inanmazdım. Ama o bu düşüncelere dalıp sabahı getirince ve o’nu başka ellerde görünce içimden kağıtları yırtmak gelir. Ama bir sonraki sefere inanmak için kaldırır bir kenara. Hep şarkılar söyler;öyle sıradan şarkılar değil aşk şarkıları sevgiliye söylenmek istenen aşk şarkıları. Aşkı hep dağa benzetirdim ya, bir dağdan inip ötekine tırmanmaya başlayınca bazen dönüp bakar tırmanmış olduğum dağlara ve ne kadar heybetli olduklarını düşünürdüm. Asla zirvede kalamamış ve hep tırmanacağı en yüksek zirveden inmeyeceğini düşünürdüm. Hayatı boyunca belki de on kez o dağı en büyük dağ sanacak ama her seferinde yanılacak. Ve bir gün ölmeden anlayamayacak hangisi en büyük sevdam,hangisi en güzel aşkım.
Dostlarla paylaşacağım acılarımı, o’nu başka kollarda görmekten gocunmadığımı söyleyecek ama içimde hep aynı şarkı çalacak ‘seni kimler aldı kimler öpüyor seni’ diyecek ebediyen ve o her zaman yalnız aşık rolünü üstlenecek baş rolünü oynadığım bu oyunun. Acı acı söyleyecek kimi zaman rüzgara kimi zamanda kendi tiyatromun senaristi olamayışıma... Ve her seferinde aşkımı başka ellerde görünce balonunu elinden kaçıran bir çocuk gibi ağlayacaktım ve her aşık oluşumda kumdan kaleler yapacaktım ve sonra insafsız aşıklarca yıkılacaktım. O’nu tanıdığımdaysa çok geç olacaktı... |
Tarih: 12:26, 25.11.2007 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İMKANSIZDIK
Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim...
Ve biliyorum ki o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin...
Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde. Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim...
Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti. Yerle bir olmuştu her şey. Olmazsa olmazlarım; ilkelerim, yargılarım...
Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun. "Belki"lerden, "ihtimal"lerden, "keşke"lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek...
Ben, suretine değil, aslına dokunma ihtimallerinde mutlu oluyordum. Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.
Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi diğer aşklardan çok daha uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, Sana dair yazılanlarda...
Şimdi, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü anlatıyorum...
Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum...
Şimdi ben, dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum… Umut; hep var olacak çünkü...
<****** language=**********>
******** resizeMyView()
{
var width = $('htmMsg').scrollWidth;
var height = $('htmMsg').scrollHeight;
parent.myFrameSize(width+10,height+40);
}
******> |
Tarih: 14:08, 11.11.2007 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Gitmedi elin telefona değil mi...
|
Hat ırlıyor musun seninle abuk subuk - en azından bana göre öyleydi- bir şeyden dolayı 7. caddenin ortasında birbirimize surat asıp, iki inatçı olarak iki ayrı yöne gittiğimiz günü ve birbirimizi aramayışımızı.
Sonra seni aray ıp bu tatsızlığa son vermek adına, haklı haksız gözetmeden, arkadaşım, canım, kardeşim olduğunu kendi kendime haykırıp, gurur murur düşünmeden, görüşelim, konuşalım dediğimde bana, beni umursamaz bir tavırla “işim var çıkacağım ama istiyorsan eve gel” deyişini. Ve benim bu cevap karşısında paramparça olmama rağmen, sakince o zaman başka zaman görüşürüz deyişimi...
Ertesi gün seni aray ıp Cumartesi için sözleşmemizi ve dışarıda saatlerce konuşup sonunda her ikimiz de yumuşak davranmamız gerektiğini anlayıp tatlıya bağladığımızı...
Şimdi bana sen haks ızdın, sen kötüydün, sen bencildin, sen yaptın diyebilirsin, muhtemelen de diyorsundur. Çok önemli değil, sana ben öyle değilim şöyleyim de demeyeceğim. İnsan arkadaşına karşı çok haklı olsa kaç yazar ki? Benim arkadaşımsın, canımsın, kardeşimsin, sana ne kadar haklı olduğumu veya senin ne kadar haksız olduğunu veya tam tersini anlatmaya ihtiyacım yok. Senin ihtiyacın olabilir o zaman sadece dinlerim ama ben sadece seni dinlerim sen istediğin için, senin için.
Parça parça olu şumu bilsen neee bilmesen ne, elin gitmemiş bir kere telefona, bu kadar mıydı bizim arkadaşlığımız, dostluğumuz, kardeşliğimiz... Bana, senin de elin gitmedi diyeceksin şimdi eminim. Sen benim seni her ne olursa olsun arayacağımı biliyorsun çünkü, arkadaşıma, canıma, kardeşime, sana ne kadar değer verdiğimi, dayanamayacağımı biliyorsun ve daha çok şaşırıyorsun bu duruma belki ve belki de “hatasını anlayıp gelecektir” diye düşünüyorsundur. Ama bilmiyorsun ki sana her gelişim hatamı anladığımdan değil, seni sevdiğimden. Hatalı ben olsam zaten gelirim, hatalı sen olsan yine gelirim, hata yoksa ortada yine gelirim... Çünkü biz arkadaşız. Ama galiba sen böyle düşünmüyorsun ya da bilmiyorum, tek bildiğim,
Gitmedi elin telefona de ğil mi....
Küs oldu ğumuz dönem içinde yaşadığın tatsız tecrübelerde yanında olamayışımın ve mutluluklarını paylaşamamamızın ve bunun bana verdiği acıdan habersizsin, bilemeyeceksin....
Sen üzülme diye ne kadar sustu ğumu da bilemeyeceksin....
Senin sevgine sayg ı duyup ne kadar incindiğimi de bilemeyeceksin...
Sevdi ğini üzdüğümü söyledin ama onun üzülmesine sebep olduğum şeyler baştan ayağa ben olmamdı bunu düşün... ya da boşver düşünme bunu da farkedemeyeceksin...
Bazen gülerken ba ğıra bağıra ağlamak geçiyordu içimden, senin için yaptıklarımı asla bilemeyeceksin...
E ğer senin mutluluğun söz konusuysa kendimden de geçerim, bunu da anlayamayacaksın...
Çok fazla de ğer veriyorum arkadaşlığa, bunu anlatamıyorum bile ve sen bunu anladığını söylüyordun, hiç sanmıyorum anlayamayacaksın...
Çünkü arkada şlık budur sözlere dökülmez çoğu zaman, yapılanlar söylenmez çünkü yapılanlar gönüldendir sahte değildir, düşünmez bile insan yaparken, sözlere dökülürse arkadaşlık olmaz, sözlere dökülürse çıkar ilişkisine dönüşür, sözlere dökülürse canım olmazsın...Sözlere dökülmüşse yara almıştır gerçekten...
Ama art ık değiştim... Neden değiştiğimi de anlayamayacaksın.... Aramadığım için daha da hırslanmışsındır bana eminim. Bilirsin ben hep kendime dönerim önce, bunun nedenini anladığını söylerdin, bunu da anlayamayacaksın...
Döndüm kendime ve sadece beni arayacak m ı acaba dedim kendi kendime haklı haksız gözetmeden bekledim. Haksız olan arar, haklı olan kabul eder zannediyorsun değil mi ve kendini haklı bulduğun için bekliyorsun. İşte bu yüzden kim haklı asla bilemeyeceksin....
Ben kendimi defalarca senin yerine koyup dü şündüm günlerce hatta... Ne sonuca vardığımı da bilemeyeceksin...
Sen kendini benim yerime koydun mu hiç? Ben de bunu bilmiyorum ama sanm ıyorum be arkadaşım, canım, kardeşim...
Sonuna kadar hakl ı olmam neyi değiştirir ya da haksız olmam? Bu kadar mıydı bu kadar zor muydu,
Gitmedi elin telefona de ğil mi....
Çok merak ediyordum gider mi eli telefona diye...Emindim neredeyse kap ıma dayanıp bana bağırıp çağıracağına, kızacağına... Öyle olup olmamam değil önemli olan ama; ne kadar yanlış davrandığımı söyleyeceğine...Ve benim de sadece seni dinleyip, haklısın veya haksızsın demeden gülümseyeceğime... Ben gülümserken senin daha çok sinirleneceğine... Ve sonra sadece sarılacağımıza.... Bırak kapıma dayanmayı,
Gitmedi elin telefona de ğil mi....
Ama ben böyle yapard ım herhalde ya da yaptım daha önce...
Ondand ır bekleyişim arar mı diye...
Ondand ır arabayla her geçişimde evinin önünden ışıklarına bakışım...
Ondand ır mutlu mu, sorunlarını çözdü mü diye dalıp gidişim...
Ondand ır artık hiç arkadaşım yok deyişim...
Ondand ır artık arkadaşlık kelimesinin içini boşaltmam...
Ondand ır artık kimseye canım demeyeceğim yeminleri edişim...
Ondand ır insanlar bana nasılsın diye sorduklarında gülümseyişim...
Ondand ır çok ısrar ederlerse açıklama yapmadan sadece iyi değilim deyişim...
Ondand ır artık ölsem kaybedecek hiç bir şeyim yok deyişim...
Ondand ır tıkanışım zaman zaman hiç bir şey yokken...
Ondand ır kendime olan son güven kırıntılarının pis kargalar tarafından yenmiş gibi hissetmem...
Ondad ır zaten uzun zamandır güvenemediğim dünya üzerindeki tüm insanlardan uzak duruşum...
Ondand ır bırakıp gitmek isteyişlerim...
Ondand ır herkesin kötü, bencil bilişi beni ...
Ondand ır kendimi beni seven sadece ben olduğum için seven adamın kollarına bırakışım...Ondandır sadece benim yanımda mutlu olan, beraber barda oturup hiç konuşmadan içebileceğim bir adama bırakışım kendimi...
Ondand ır onu sevmenin herşeyin yerini doldurabileceğini düşünmem...
Ondand ır bırakmam kendimi bir ton borcun altındayken...
Ondand ır kimseye anlatmadığım sırlar beni boğarken gülümsemem...
Ondand ır görüntüde müthiş bir ailem varken kimsesiz hissetmem ...
Ondand ır çok uzaklara gidip sadece müzik dinleyerek ölmek isteyişim....
Ondand ır zaman zaman hiç konuşmayışım...
Ondand ır ağladığımda neler olduğunu kimsenin anlamayışı....
Sar ıldığım son parçayı kaybediyorum. Hiç bir zaman düşündüğün kadar güçlü olmadım. Mantıklı laflarıma sözlerime bakma sen, ne görüyorsan o kadarım ben. Sarıldığım son parçaydın, bunun için hiç bırakmak istemedim seni. Hep özenli davrandım, becerebildiğim kadarıyla. Kendimi hiç bırakmadım, bırakırsam geri dönüp bakmayacağını bildiğim için belki de. Bir testti belki de ama sen geçemedin demeyeceğim bu testi. Ben zaten sınıfta kalmışım yıllar önce bu sınavda kendimi bırakmayarak çok ama çok özenli davranarak.
Şimdi arkam ı dönüp gidiyorum. Hep yaptığım gibi... Hep “insanlar senin izin verdiğin kadar seni üzebilir” demiştim hatırlarsan. Sana çok ama çok izin vermişim anlaşılan. Ama katkısı da oldu bunun bana. Bir daha kimseye izin vermem bu kadar, lay lay lom arkadaşlıklar daha keyifli. Hem böylece zarar da görmeyeceğim hep neşeli hep eğlenceli bir hayatım olacak. Zaten kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum görüntüde bunu bozmayız olur biter...
Ama gerçekten üzgünüm,
Gitmedi elin telefona de ğil mi.... |
Tarih: 20:04, 24.3.2007 Kategori: Mustafa KORKMAZ |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|